Sözlerin kıyısında,

Hadi Edebiyat ve Sanatta Buluşalım

Yazar Hakkında

NEVŞEHİRLİ HASRET

Gece dipsiz bir girdap gibi akıyordu, Büyük üstat Ahmed Arif’in dediği gibi. “Hani kurşun sıksan geçmez geceden”
Yine böylesine bir geceyi, kan ter içinde sabah etmiştim. Yalnızlığın bende yarattığı o bitik ve yorgun ruh hali ile doğruldum.
Yine tatsız, sıkıntılı boktan bir gün beni bekliyordu. İçimdeki sıkıntılar ,sanki göğüs kafesimi delecek , dışarı doğru patlayacak gibi geliyordu.
Hızlıca giyinip , iki lokma bir şeyler atıştırıp çıktım evden. Arabaya binip marşa bastım, bir an önce gideceğim yere, ulaşmak isteğimin telaşı vardı üzerimde. Kendimi iyi hissettiğim tek yer olan, deniz kıyısına, her zaman ki mekanıma ulaşmak içindi acelem. Ancak burada rahatlıyor, burada kendimi buluyorum.
Çantama, viskimi ve bir kaç çerez, koserve vs doldurdum. Biraz su ve ekmek. Ne me lazım açlık ne zaman geleceği belli olmuyor.
Her zaman ki yerine park ederek aracımı, çantamı sırtladım. Her gün oturduğum yerde başkaları vardı, balık tutyorlardı,selam verdim.
-Rast gele beyler günaydın.
-Eyvallah, sağol abi, yerini kaptık ama buyur gel istersen.
-Bakın keyfinize , toplanmayın şimdi az ötede takılırım , ama yarın ya da başka gün aman diyim diyerek gülümsedim.
-Tamam abi merak etme diyerek cevap verdiler.
Usul usul bir kaç metre öteye yürüdüm. Başladım kendime gelmeye.
Doğmaya çalışan güneş, parça parça bulutlarla kaplı ufuktan yelpaze şeklinde kızıl ışın hüzmeleri yayıyordu. Hava bulutlu ve kapalı bugün.İçim gibi, ruhum gibi gri.
Denize doğru iyice yaklaşarak, attım sandalyemi çakılların üzerine , yanına da masamı koydum üstüne de nevaleleri yerleştirdim.Erken vakit seyre daldım denizi.
Yakınımda, hemen önümde, kumsala vuran dalgaların geri çekilen beyaz sularında, irili ufaklı balıklar sağa sola kaçışıyor, dalgalardan çıkan sesler sanki kulağıma, en eski zamanlardan kalan şarkılarını söylüyorlardı. Tepemde martılar uçuşuyor, sahile karagalar dadanmış, çeşit çeşit kuşlar, kumda yiyecek peşinde, bir kaç kedi balıkçıların yanında nasiplerini bekliyorlardı.
Sabah yürüyüşüne çıkan bir kaç kişi, sahilde bir uçtan bir uca volta atıyorlardı.
Benim mekan da vaziyet böyle. Ya dışarda, yani benim küçücük dünyamın dışındaki insanlar ne yapıyor acaba?
Çoğu hala sıcak yatağında, yeni uyananlar, kahvaltı hazırlığında olanlar, çoktan iş başı yapmış olanlar, hatta işten çıkıp eve dönüş yolunda olanlar. Sevişenler, yoksulluk çekenler, şu an dünyayı terkedenler. Öyle tabii. Her yerde başka hayatların , farklı farklı hikayeleri yaşanıyor.
İnsan kafasındaki zaman kavramı, garip ve çelişik bir konudur. Olaysız ve tekdüze geçen zaman, insana, bitmez tükenmez gibi gelirdiye düşünülür. Akla yakın olan da budur, ama gerçek öyle değildir. Asıl durgun, olaysız günler hemen geçiverir. İlgiyle beklenen, trajik olaylarla hırpalanan, sevinçle çatlayan anlar, belleklerde derin izler bırakır. Gerçeğin böyle olduğunu, düşününce siz de kabul edersiniz.
Olaysız geçen zamanın bağlanacağı önemli bir noktası ,anı ya da heyecanı yoktur. Hiç ile hiç arasında geçen zaman, zaman değildir.İşte benim de uzun zamandır böyle rutin ve tek düzüne geçen hayatım, onu tanımamla değişmişti. Her gün onunla bu sahilde buluşup onun hikayesi dinlemek vazgeçilmez bir heyecan olmuştu benim için.
Sanırım 15 gün kadar oldu, sahilde otururken geldi yanıma.
-Ateşin var mı bilader. Diyerek seslendi.
Sigara içmezdim ama kibritim olurdu illa ki çantamda. Bazen balık tutarken misina ucunu yakmak için , ya da çok soğuk olduğunda ateş yakmak için tedarik amaçlı taşırdım. Uzattım kibriti.
-Eyvallah bilader dedi. Sigarasını yakıp derin bir nefes çekti. Adeta ciğerleri bayram eder gibi gülümseyerek geri uzattı kibriti. Üflediği duman , ağzından ve burnundan çıktı uzun uzun.
Üşüyordu , acıdım haline sokakta yattığı belli bir tipi vardı. Saç , sakal , kıyafet , tırnaklar simsiyah.
-Üşümüşsün, içini ısıtacak bir şeyler var istermisin diyerek çantamdan viskiyi gösterdim. Gülümsedi.
-Yani zahmet olmasın ama , iyi olur valla dedi. Uzattım bir kadeh viskiyi nefessiz vurdu tek yudumda.
-Eyvallah diyerek kadehi uzattı ve uzaklaştı arkasına bakmadan.
Bende arkasında öylece bakakaldım. Başkası olsa sohbet açmak , orada kalmak ne bileyim bir iki kadeh daha içmekdi ister diye düşündüm.Ama öyle olmadı, ikramı aldı , eyvallah dedi ve devam etti.Ertesi gün aynı yerde aynı saatte biraz öte yanımdan geçip gidiyordu. Ağzında sigarası yanıyordu.
-Ne o diye seslendim. Bugün ateşi bulmuşsun, selam sabah yok mu?
-Döndü bana gülümsedi , doğru dedi herkes işi düşünce selam veriyor bu devirde. Ama ben farketmedim sizi , kendimin bile farkında değilim ki? Sonra mahçup bir şekilde kısık bir sesle sordu, var mı bir kadeh ?
-Gel dedim var tabii ama bu sefer içip çekip gitmek yok. İki kelam edip tanışalım dedim. Tabii ana da uyarsa diye de ekledim.
-Memnun olurum kardeş, neden olmasın? Ama sen benim gibi bir adamı tanımak istermisin? Onu bilemem diyerek bana doğru yürümeyebaşladı.
-Ona sonra karar veririz, gel birer kadeh atalım yol bizi nereye götürürse artık diyerek , yanıma  oturmasını el işaretlerim ile  anlattım. Ağır adımlarla bana doğru yaklaşarak , usulca oturdu.
– Tekrar merhaba diyerek başladı sözlerine.İsmim Hasret, Nevşehirden çıkalı oluyor bir 35 sene kadar. O zaman bizim oralarda iş yok güç yok.Tarla tapan da yok babada. Ekmek peşine gurbete.  O zamanlar Antalya, birbiri ardına açılan otellerde çalışmak için Memleketin dört bir yanından gelenlerin akınına uğruyor,tüm ülkeden büyük bir göç alıyordu . Biz de 3 arkadaş düştük yollara. Nedim , İsmail bir de ben. Turizm, otelcilik falan tamam da biz ne yol biliriz ne de yordam. Oralarda ne tür işler yapılır, bu oteller nerelerde, iş nasıl aranır, ne yapılır, bir halt bildiğimiz yok. Nedim aramızdaki en zeki olanımızdır. Pratik çözümler bulur önümüzü açardı hep. Yine kurtardı bizi şaşkınlıktan.
– Topraklarım, bir polise soralım anlatalım durumu. Olur dedik başladık caddede polis aramaya. Çok sürmedi bir kavşak önünde duran polisaracına yanaştık ve anlattık durumumu. Otellerin olduğu ilçeleri saydı, nerden nasıl gideceğimizi anlattı sağolsun bir bir.  , Kemer daha yakın geldi bize , oraya doğru yola çıktık. O zaman Antalya şehir merkezinde  otogar. Elimizde bavullar üç arkadaş kaderimize ekmeğimize doğru gidiyorduk. Tüm otellerin kapısına gidecek, tek tek iş soracaktık. Nihayet Göynük te bir otelde ilk işimizi bulduk. O zamanlar üç arkadaşı aynı yerde işe almak sorun değildi , işçi bulamıyorlardı , hoş hala öyle ya. Neyse,  Nedim çamaşırhaneye, İsmail Bulaşıkhaneye
bense………………devam edecek