Sevgilim , Kadınım, “Anadolum”….
Doğduğun evi , oyun oynadığın sokak aralarını, okumayı ve yazmayı öğrendiğin köy okulunu ve özellikle sana “Anadolum” diye seslenmeme sebep olan, o anaç hislerinin mayalandığı, doğduğun toprakları keşfetmek üzere çıktığım, iki gün sürecek yolculuğumun ilk günü bugün. Neler bekliyor beni büyük bir merak ve heyecan içindeyim.
Bu yolculuğumun hikayesini yazmayı , yola çıkmaya karar verdiğim ilk andan itibaren planlıyordum. Sanırım 2 yıl önceydi, bu yolculuğa çıkma fikrinin ilk aklıma düştüğü zaman. Yola çıkmak ise bugüne kalmıştı. İşte bu yolculuğun hikayesi aşağıda “Anadolum” .
Sabah erkenden kalkarak , hazır olan çantamı sırtladım. Evden çıkmadan sevdiğim kadınımın yanına uzanarak , sıcak bir öpücük kondurdum yanağına. Öpmemle birlikte , gülümseyerek uyandı ve uykulu ses tonu ile şu sözler döküldü ağzından.
-Günaydın aşkım , gitme , gitmek zorunda değilsin , gel yanıma uyuyalım hadi.
Kararlı olduğumu bilmesine rağmen, yine de son kozunu oynadı aşkım. Ama her şey hazırdı.
-İki gün sonra görüşürüz , hoşçakal diyerek ayaklandım ve ekledim.
-Konuştuk bunları. Seni seviyorum. Diyerek sessizce çıktım evden.
-Konuştuk bunları. Seni seviyorum. Diyerek sessizce çıktım evden.
Önceden çağırdığım ve apartmanın önünde beni bekleyen taksiciden rica ettim.
-Aman kaptan kaçırmayalım.
-Merak etme abi , yedi dedin değil mi, Otobüs kalkış saatini ? Yarım saat var daha, 15 bilemedin 20 dakikaya terminaldeyiz.
Taksi şoförünün dediği gibi de oldu, hareket saatine 10 dk kala terminalde idik. Ama ucu ucunu yetişebildim. Giden araçlar peronuna yürümek , aracın peronunu bulmak ve yol için bir kaç kıyıntı almak zaman almıştı. Otobüse binip koltuğuma oturmam ile birlikte, Kaptan kontağı çevirdi, gürültüyle çalışan otobüs şöyle hafif bir titredi ve ağır ağır hareket ederek perondan uzaklaşmaya başladı.
10 saatlik bir yolculuk bekliyordu beni , bu yolculuk için hazırlıklarım ise kulaklığım ve kitabımdı. Yol boyunca, genelde müzik dinliyor, etrafı izliyordum. Zaman zaman kitabın sayfalarını çeviriyor, kafam düşüp uyuklayana kadar okuyabildiğim kadar okuyordum. Çünkü sabah çok erken kalkmış olmam, otobüs koltuğunun geniş ve rahat olması, müziğin ritmi ve kitap okumanın getirdiği miskinlik sık sık uykumu getiriyordu.
Yolculuk sırasında yanından geçtiğimiz şehirler, kasabalar , köyler , tren istasyonları, hayvan sürüleri , sokak köpekleri ve kedileri. Uçsuz bucaksız ovalar, ekilmiş tarlalar , haşmetli dağlar. Kısacası bu muhteşem Anadolu topraklarının güzelliklerini bir kez daha görmek, yaşamak, havasını solumak, stresle dolu iş hayatı ve büyükşehir de yaşamanın verdiği çekilmez kaos sonrası , bir terapi, bir kaçış gibi geliyordu. Yolculuğum bu güzel duygular içerisinde sürüyordu.
Saat 17:00 ‘ e yaklaşıyordu , kasaba ile köye giden yolu bağlayan çevreyolu kavşağına yaklaşmış olmalıydı otobüs , muavinle göz göze geldik,
-5 dk kaldı abi ineceğin yere , yavaş yavaş toparlan istersen. Dediğinde anladım geldiğimizi.
Az sonra Kaptan aracı sağa doğru çekerek durdu.
-Abi sen burada ineceksin. Gideceğin köyün otobüsü buradan geçer.
Tam inerken otobüsün radyosunda en sevdiğimiz türkü çalmaya başladı. Mahzuni Baba’nın “İşte Gidiyorum Çeşmi Siyahım” bunu duyunca ağır hareketler ile inmeye çalışıyor , türküyü dinleyebildiğim kadar dinlemek istiyordum.
Otobüsten inerken, önceden bilgilerini verdiğim köye, nasıl gideceğimi tarif etmek için, arkamdan muavin arkadaşta inerek anlatmaya başladı.
– Güzel abim, “Nesimiye” köyüne giden otobüs şuradan, az ilerdeki duraktan, iki saat sonra hareket edecek , diyerek elini de uzatarak gösterdi.
Zamanım çok kısıtlıydı zaten , beklemek istemedim , yarın hemen geri dönecektim. Bir an önce köye gitmek istediğim için sordum muavine.
-Yürüme gitsem ne kadar sürer ?
-Oda iki saat sürer abim. Hadi eyvallah.
Diyerek döndü , otobüse geri bindi , yine ağır ağır harekete geçen otobüs, arkasında yoğun bir eksoz dumanı bırakarak yoluna devam etti.
Bense indiğim yerde hem otobüsün gidişini izliyorum , hem de beklemelimiyim , yürümelimiyim diye bir karar vermeye çalışıyordum. 10 saatlik bir otobüs yolculuğu sonrası yorgun olsamda , yürümeye karar verdim.
Oysa ki , iki saat sonra kalkacak otobüs benden önce köye varacaktı. Her zaman beklemek sıkmıştır beni , yürümeyi ise her zaman sevmişimdir. Sırt çantamı omuzladım, kulaklığı çıkarıp taktım , telefonumdaki müzik uygulamasından, otobüste yarım kalan türküyü açarak, aklımda sen , içimde müthiş bir heyecanla , köyüne doğru yürümeye başladım. Çantam da, beni iki saat için fazlasıyla idare edecek kadar suyum , atıştırmalıklarım vardı, telefonumun şarjıda doluydu , otobüste halletmiştim.
Yarım saat yürümüştüm ki , bir çeşme başında mola vermiş koyun sürüleri ve çobanı gördüm.
-Kolay gelsin arkadaş diyerek sordum , nasıldır çeşmenin suyu içilir mi ? Suyum var ama biz her zaman böyle çeşmelere denk gelmiyoruz diyerek ekledim.
-Buz gibi su , pırıl pırıl iç mutlaka, hatta varsa boş şişen doldur. Nereden gelir nereye gidersin diye de sorusunu sordu ?
-Antalya’dan geliyorum Nesimiye köyüne doğru gidiyorum.
– Hayırdır o köydenmisin akrabaları , anayı babayı görmeyemi geldin , kimlerdensin sen.
Hadi buyur cevap ver bakalım, sevgilimin köyünü görmeye geldim desem , arkasından 2. soru öyle mi kimmiş sevgilin , kimlerdenmiş de bakalım, olmaz bu uzar gider, ortalık karışır. Köye haber benden önce bile gidebilir. Ayıkla bakalım pirincin taşını. Ne cevap vereceğimi bilemeden, öylece kala kaldım.
– Devlet işi, bir ziyaret edip keşif yapacağım diyerek geçiştirdim. Daha yolum var değil mi? diye sorarakta konuyu kapatmaya çalıştım.
-Evet , evet daha yolun var 1,5 saat kadar da, seçimler mi yaklaştı acaba diye alakasız bir soru ile devam etti.
-Yoo, nerden çıktı , diye bende şuursuzca cevap verdim. Çoban arkadaş anında cevapladı.
-Seçim haricinde uğramazki buralara devlet, ondan sordum , şaşırdım dedi gülerek.
-Öyle deme uğrar uğrar , madem yolum uzun oyalanmayayım, akşama kalmadan gireyim köye diyerek hareketlendim. Konusu uzasın istemiyordum. Arkamdan yine seslendi.
-Bir iki saate bu yamaçtaki bütün köylere uğrayan otobüs geçer , istersen eğlen burda, otobüs gelince biner gidersin köye.
– Biliyorum , biliyorum. Beklemek istemedim, hem böylece civarı, diğer köyleri , yolları görür, tanırım diyerek yürümeyi tercih ettim.
-Eh o zaman uğur ola diyerek yolculadı beni çoban.
-Kolay gelsin , teşekkür ederim arkadaş diyerek tekrar düştüm yola.
Kendi kendime söylenerek hızlıca uzaklaşmaya başladım. Umarım köye varana kadar başka kimse çıkmaz karşıma da yalan söylemek zorunda kalmam. Ne diye binmediysem otobüsede. Yalan söylemek hoşuma gitmiyor. Uzun zamandır buralara gelmeyi planlamama rağmen , böyle bir sorunun sorulabileceği ve bu soruya ne cevap vermek gerektiği zerre kadar aklıma gelmemişti.
Asıl köye vardığım da, bu soruyu soranlara ne diyeceğim diye düşünerek, yürümeye devam ettim. Bu durum iyiden iyiye tedirgin etmişti beni , doğruyu söylesem nasıl karşılarlar , tanımadığım insanlar. Sonra dedim aşk lan bu, sevene kim neder ? Aşık olduğum kadın bu köyde doğmuş , onun doğduğu toprakları görmek tanımak istedim derim. Aklım da bu düşüncelerle, kendi kendime söylenerek yola devam ediyordum.
iki saattir , binbir türlü duygular içerisinde, Anadolun’un unutulmaya yüz tutmuş, bir köy yolunda yürüyorum. Köye girmeme az bir yolum kalmıştı ki .
Arkamdan, kasaba ile köy arasında sefer yapan, eski , belki de bu köy kadar eski, otobüsün sesi duyulmaya başladı .
Sesin yavaş yavaş bana doğru yaklaştığını anlıyordum. Otobüs sert bir fren sesi ve toz bulutu ile burnundan soluyan kızgın bir boğa edasıyla, tıslayarak hemen yanımda durdu. İrkildim! Otobüsün ağır ağır açılan kapısı adeta bir kağnının tekerlerinin gıcırdaması gibi ses çıkarıyordu.
Bir yabancı gördükleri için, otobüsteki herkes şaşkınlık ve merak içerisindeydi.
Üzerime doğru çevrilmiş onlarca göz , baştan aşağıya yavaş yavaş süzmeye başladı beni. Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen bu sessizlik ve bu dik bakışlar , otobüsün içinden bir ihtiyarın seslenmesi ile bozuldu.
-Köye gidiyorsan götürelim.
Köye kadar bu meraklı bakışları , sorulacak soruları bunca yorgunluğun üstüne kaldıramazdım.
– Çok az yolum kaldı amca , siz devam edin. Ben yürüyeceğim diyerek teşekkür ettim.
Hiç ısrar etmediler ve bende buna çok mutlu oldum. Aynı benzer gürültüler ile tozu dumana katarak, ağır ağır hareketlerle köye doğru yola çıktı otobüs.
Ben de derin bir oh çekerek , zaten çok yaklaşmış olduğum köye doğru yürümeye devam ettim.
Köye girmek üzereyim, yol boyunca hep aklımdasın , sürekli seni düşünüyor seni özlüyorum. Bir yandan da bu ana kadar olan yolculuğumu satırlara nasıl aktaracağımı düşünüyorum.
Birbirimizden ilk uzak kalışımızdı bu , nasıl geçecekti zaman. Bu köyde yer bulabilecek miydim kendime , ya da ne söyleyecektim onlara , neden geldiğimi nasıl anlatacaktım. Bu sevdayı Anadolu gibi bağrına basan , sahiplenen sevdiğim kadının doğduğu topraklara. Onu böyle Anadolu gibi yetiştiren , mağrur, güçlü, kendi ayakları üstünde duran , sevgi dolu yapan toprakları tanımak istediğimi, mayasını nereden aldığını görmek istediğimi nasıl anlatacaktım. Çok takılmadım buna , nasıl olsa bir şeyler bulup söylemek zorundaydım. Köy meydanına geldiğim de akşam olmak üzere idi, aklıma ilk gelen şey , köy kahvesinde yorgunluğumu alacak sıcak bir çay , belki güzel bir yayık ayranı ya da ne bulursam artık. Bu kahvede seni düşünürken içeceğim bir filtre kahvenin düşüncesi bile oldukça lüx geldi şu an , gülümsedim. Ne çok kahve içtiğimiz geldi aklıma, döner dönmez elinden bir kahve içmek için delirdiğimin farkına vardım. İçten sıcak bir selam ile girdim kahveden içeri , 5-6 köy sakini meraklı gözlerle aldılar selamımı, içlerinden biri ,
-Az önce yolda otobüse binmeyen yolcu değil misin sen? Diyerek sordu.
-Evet bendim dedim mahçup bir gülümseme ile .
-Niye binmedin para almazdık? Diye de ekledi.
-Severim yürümeyi amca, zaten yaklaşmıştım.
– Hayırdır, kimsin, nesin kimlerdensin , çok gelen olmaz buralara? Şeklinde üst üste sorulan sorular karşısında sakin görünmeye çalıştım.
-Geziyorum, yazıyorum dedim, yalan söylemenin utancı ve ezikliği ile yere bakarak. Anadolu’yu geziyorum, bilinmedik köylere gitmek , tanımak , notlar tutmak ,bunları gazete dergilere göndermek böyle şeyler dedim.
-Burada çok şey bulamazsın görecek ,yazacak , çizecek diye pek inanmamış halde konuyu kapattılar.
Oysa, “senin büyüdüğün toprakları görmek , bir gece de olsa burada kalmak ve sana bir kaç satır yazmak için burada olmak istediğimi bilseler “. Kim bilir neler olacaktı. Konunun kapanması iyi oldu bu sayede kalabilecek bir yer bulabilicekmiydim. Çaresizce sordum kalabalığa.
-Bir gece kalabilecek yer olup olmadığını sordum, sonra da mümkünse köyü gezebilmem için yardımcı olabilecek kimse var mıdır diye de ekledim. Kahveci aldı sözü.
– Köy misafirhanesi boş , kalacak yer kolay, orada kalırsın. Muhtara söyleriz, onun kasaba da lisede okuyan oğlu var, İsmet, o gezdirir seni.
-Çok teşekkür ederim , yol yorgunluğum var, ben bir duş alıp, üzerimi değiştirip gelsem iyi olur diyerek kalktım. Çıkmadan sordum kahveciye
-İsmet’i nasıl bulurum acaba
-Sen git banyonu yap üstünü değiştir gel , İsmet seni bulur merak etme.
Sonra da çay ocağının arkasına doğru seslendi.
-Haydar abini misafirhaneye bırakta gel.
Haydar 13-14 yaşlarında kahvede çıraklık yapan bir delikanlıydı. Çırağın yardımı ile Misafirhaneye giderek yerleştim , bir duş alıp hemen çıkmak ,hava kararmadan görmek istiyordum, doğduğun toprakları.
Köyün otobüsü sabah 05:30 da Kasabaya hareket ediyor ve benim ona yetişerek sana dönüş yoluna çıkmam gerekiyordu. Bu zamanımın çok az olduğunu hatırlamam sebep oldu. Duşumu alıp , üzerimi değiştirdim bir solukta çıktım dışarı, bir an önce kahveye giderek İsmet’i bulmak istiyordum . Köyün misafirhanesinden dışarı adımımı henüz atmıştım ki, saçları dik , gözleri yuvalarından fırlayacakmış gibi, bıyıkları yeni yeni çıkmaya başlamış civan bir Anadolu delikanlısı bekliyordu. Anlamıştım bu oydu.
– Merhaba İsmet, diye seslendim birden şaşırdı.
– Adımı nerden biliyorsunuz?
Kahvedekiler söyledi, köyün en zeki, en tahsilli delikanlısı İsmet gezdirir seni dediler” diyerek anlattm. Mağrur bir eda ile şişirdi göğsünü ve ekledi utangaç bir gülümseme ile
-Öyle derler. Senin isim neydi abi.
-Yılmaz . Adımı ilk soran İsmet olmuştu.
– Yılmaz abi hoş geldin ama, çok gezilecek yer yok zaten , okulumuz , cem evimiz , bir de aşağıdaki değirmen.
– Oho daha ne olsun , okuldan başlayalım. Gerçi kapalıdır herhalde . Tatilde okullar ama.
– Anahtarı var abi bizde , öğretmen izinden dönesiye kadar ara sıra açar havalandırırız. Bunu doymak çok heyecanlandırdı beni.
İlkokulu burada okumuştun, içimde okula yeni başlayan bir çocuğun, ilk günkü heyecanı vardı , İsmet önde ben arkasında okula doğru yola çıktık. Sınıftan içeri girdiğimde her yer Anadolu kokuyordu, seni aradı gözlerim sınıfta , bu sırada oturmuştur diyerek bir sıra seçtim. Elimi gezdirdim, elini tutar gibi , seninle bu sınıfta okuduğumuzu, çocukluk aşkı olduğumuzu düşledim. Gülümsedim. Özledim.
Bir saat kadar oturdum , duvarları , fişleri, resimleri inceledim. El sallayarak sana çıktım sınıftan.
Cem evine doğru yola çıktık, İsmet heyecanla ve coşkuyla konuşmaya başladı.
– Abi bu akşam muhabbet cemimiz var. Hem Cemevini gezersin hem de Cem Muhabbetini izlersin.
İsmet sözünü bitirdiğinde aklıma ilk gelen , çok merak ettiğim için ,ısrarlarıma dayanamayarak beni götürdüğün Antalya Cem evi oldu. Ben oldum olası dinlere mesafeli olmuşumdur. Ama Alevilik felsefesinin , insan sevgisini yol olarak benimsemesi, her zaman ilgimi çekmişti. Senin de bu yolda yetişmen , senden dinleyip öğrendiklerimden sonra da, cemi merak ettiğim için sende alıp götürmüştün beni Antalya Cem evine.
İsmet ile birlikte Cem evinin önüne gelmiştik. Cem evinin girişi ayakkabılar ile doluydu. İsmet içeri girerek bir köşede ikimiz için yer buldu , oturduk. Köyün Kadınları , erkekleri , çocukları herkes oradaydı.
Dede sohbete başlatmıştı, insan sevgisinden, dünya barışından , hayvan , ağaç , doğa sevgisinden kısacası, sevilebilecek her canın sevilmesi gerektiğini anlatan derin bir sohbetti. Küsler barıştırıldı, konuşmak isteyenler söz aldı. Muhabbet akıp gidiyordu. Dede son sözü aldı , önce aramızda bir misafirimiz var diyerek beni gösterdi ve hoşgelmişsin delikanlı diyerek selamladı. Sonra odadaki tüm köy halkı hep bir ağızdan hoşgelmişsiniz diyerek bana doğru döndüler. Hem mahçup hem çok mutlu olmuştum. Sağ elimi kalbimin üstüne koyarak hoşgördüm , sağolun diyere
k herkesi selamladım.
Ve işte beklenen an gelmişti. Coşkun bir nehir gibi çalmaya başladı sazlar , deyişler ardı ardına akıyordu tellerden , mızraplardan . Kadınlar erkekler semaha duruyor, Hakka aşklarını anlatıyorlardı.
Artık günün yorgunluğunu unutmuş, bu güzel akşamın tadını çıkarıyordum. Bir kez daha konuştum kendimle , iyi ki düştüm yollara , iyi ki geldim. Muhabbet bitmişti , lokmalar dağıtıldı , bölüşüldü, paylaşıldı ve sonra bir güzel afiyetle yendi.
İsmet’le toparlandık, çıkışa doğru yönelmiştik ki bir ihtiyar koluma yapıştı.
– Düş bakalım önüme bu akşam misafirimsin.
Şaşırdım kim bu diye dönüp baktm , ne diyeceğimi ne cevap vereceğimi bilemedim. İsmet yetişti imdadıma.
-İlyas emmi, değirmenin sahibi. Gidecektik ya abi. İlyas emmi ile gidersin. Diyerek çekti gitti. Çaresizce döndüm İlyas emmiye.
-Olur İlyas emmi gidelim dedim.
-Yakın zaten az aşağıda , köyün deresinin hemen başında , hadi gidelim bakalım.
Köyün içerisinden ağır adımlarla yürüyorduk.
-Eeee , delikanlı hayırdır, bu köyü nerden duydun, bildin de gezmeye , yazmaya geldin bakalım.
Kala kaldım , söyleyecek bir şey de bulamıyorum, saki nutkum tutuldu. Sonra ağır ağır şu sözlerle toparlamaya çalıştım durumu.
-Dediğim gibi İlyas emmi , böyle köyleri gezip dolaşıp yazıyorum, gazete , dergilere yolluyorum. Bu köyüde Antalya’dan bir arkadaşım tavsiye etti dedim.
Yüzünde kinayeli bir gülümseme oldu, ama anlam veremedim.
– İyi olmuş , iyi. Pek gelenimiz gidenimiz olmaz , bizde sevindik. Gel benim değirmenimi de gör , ondan da bahsedersin yazılarında. Kimbilir kaç değirmen kaldı koca memlekette.
-Haklısın İlyas emmi. Artık kalmadı değirmencilik, belki senin gibi bir kaç köyde ancak.
Gecenin karanlığında İlyas emminin arkasından ağır ağır ilerliyordum ,birden derenin sesini duyulmaya başladı. Az ilerde belli belrisiz görülen değirmeni seçebiliyordum. Değirmenin önünde iri bir köpek duruyordu, gölgemizi görünce havlamaya yeltendi ama, sanırım İlyas emmiyi tanıyınca kuyruğunu sallayarak sevinç gösterileri yapmaya başladı.
İlk defa eski bir değirmen görecektim. Evet eski olmasına eski ama çok sıcak buldum. Girişinde bir sürü çuval , etraf yer yer beyaz yer yer sarı un , buğday, darı tozları ile kaplı idi.
-Buyur dedi İlyas emmi gel Yılmaz evlat . Misafirimsin bu akşam dedi.
– Siz adımı nereden biliyorsunuz diye sordum şaşkınlıkla , İsmet hariç adımı bilen yoktu , kimseler sormadı çünkü.
-Şaşırma deli oğlan şaşırma , bizim kız bahsetti geleceğinden, bekliyordum seni.
Dediğinde her şey anlaşıldı . Yine yapmıştın yapacağını , bana göz kulak olması için, köyün en huysuz adamı, ama senin en sevdiğin İlyas Ustaya, yani dedene emanet etmişsin beni.
İlyas dede ile sohbet su gibi aktı geçti. Saatler nasıl geçti anlamadım , seni anlatırken gözleri doluyor , dedenin seni ne çok özlediğini , ne çok sevdiğini çok derinden hissedebiliyordum . Senin köyündeki yaşamına dair, bana anlattığın her şeyin üstünden, birde İlyas dede ile ikimiz geçtik. Türkülerle büyüdüğünü , türkü gibi bir kız olduğunu anlattı. Sana Anadolum dediğimi böyle seslendiğimi söyledim, çok hoşuna gitti. İçten bir kahkaha attı, sonra ciddileşti birden bire.”Tam bu işte onu anlatan kelime , Anadolu gibi sever , sahiplenir, gizler, taşır, türkü kokar. Sevin, hep sevin birbirinizi , döndüğünde çakmak gözlerinden öpüver kızımı” diyerek sarıldık. İlyas dede ve ben, senden uzakta senin özlemine , sana ağlıyor , gözyaşlarımızı gizliyorduk. Öptüm ellerinden, pamuk sakallarından, saat epeyce olmuştu.
Sabaha az kalmıştı. En azından bir kaç saat uyumak iyi gelir diyerek, İlyas dededen izin alarak kalkmaya yeltendim.
-Ben müsaade isteyim dedem, kalkayım artık 2.3 saat uyusam yeter , erken kalkıyor otobüs.
-Bir yere gidemezsin, geç içerdeki yatağa yat. Ben saati kurdum , kalkar birlikte gideriz otobüse, geçerken de Misafirhaneye uğrar eşyalarını alırız. Hem bizim kızın doğduğu evi görmedenmi gideceksin diye de gülerek ekledi.
İlyas dede doğduğun evden bahsedince, içim de fırtınalar koptu. Kimseye diyemiyor , soramıyordum bunu .
Hiç itiraz edilecek gibi değildi. İşime de geldi. Misafirhaneye kadar yürümektense hemen yatıp uyumak benimde işime geldi. Geçtim içeri kıvrıldım yatağa. Yattığım gibide uyudum.
Çok geçmedi ,saatin alarmına uyanarak , şaşkın şaşkın etrafa bakındım , değirmendeyim, hatırladım. İçeriden nefis kokular ve tıkırtılar geliyordu. Toparlanarak içeri girdim.
-Günaydın dede , uyumadın değilmi ? Neden böyle yaptın, atıştırırdım yolda diye yarı mahçup, yarı sitemkar söylendim.
– Gel evlat gel aç acına çıkılmaz yola , ben seni uğurlar, sonra yatar uyurum gel dedi.
Gerçekten de İlyas dede uyumamış, yan tarafta ihtiyaç olduğunda yemeklerini yaptığı ocakta, mis gibi tereyağında kızarmış yumurta, tandırda yapılmış köy ekmeği, bir kaç kahvaltılık ve sıcak bir çay ile donatmıştı masayı. Dayanamadım yine söylendim sitemkarca.
-İlyas dedem neden bunca zahmet , mahçup oldum, yordun kendini .
-Misafir kahvaltısız uğurlanmaz evlat , hadi sofraya otobüsü kaçırmayalım diyerek kesti attı.
Bu nefis kahvaltıyı sanırım hiç unutmayacağım, hem atıştırıyor, hem sohbet ediyorduk. Zaman daralınca ayaklandık . Önce misafirhaneye uğrayıp , eşyalarımı aldık. Köy meydanına doğru yürüyorduk ki , İlyas dede ara sokağa girdi, 10 dk kadar yürüdük. Ahşap bir evin önünde durdu. Sağlamdı ev yıkık dökük değil di , ama yorgun olduğu belli oluyordu. Göz göze geldik İlyas dede ile , heyecanla titrek bir sesle sordum.
– Burasımı , bu evmi , Ayşem bu evdemi doğdu. Gözleri yaşlı ama içi güler vaziyette başını salladı İlyas dede.
-Evet , diyerek duygulu ,özlem dolu bir sesle.
Kapısına elimi sürdüm, kilidine ,aşlarına dokundum, etrafını dolandım yavaş yavaş. Sonra gelip evin önündeki merdivene oturdum. Seni evin önünde oynarken , koşuştururken gördüm , keçiyi kovalıyorsun, kümesten yumurta topluyorsun , bahçeden sebze meyve, su çekiyorsun kovadan. Sanırım 10 dk kadar hayal dünyasında seni izleyip durdum. İlyas dedenin sesi ile kendime geldim.
– Evlat saat yaklaştı, gel beni dinle bir gün daha kal. Yok illa gidecem diyorsan hadi , otobüsü kaçırma.
İsterdim bir gün daha kalmayı , ama zorunlukluklar , zorunluluklar. Lanet olası iş dünyası. Neyse , bunlarla zehirlemek istemiyorum ruhumu.
-Gidelim İlyas dede , mecbur olmasam gitmem , ama zorunlukluklar diyere kalktım. Kalkmadan, İlyas dededen merdivenlerinizde otururuken bir fotoğrafımı çekmesini istedim. Sanırım döndüğmde sana ilk göstereceğim bu fotoğraf olacak.
Meydana, kahvenin önüne geldiğimizde ,Otobüs kasabaya inecekleri bekliyordu. Kaptan aracı çalıştırmıştı. Otobüsün yarısı doluydu, 5 dk sonra hareket edecekti. Vedalaşmadan önce döndüm İlyas Dedeye.
– Dede İsmet’i göremedim, teşekkür edemedim. Sen iletiver lütfen.
-Söylerim evlat söylerim. Hadi uğurlar ola selam söyle kızıma diyerek otobüsün kapısına kadar götürdü. Ellerini öperek kucaklaştık sarıldık vedalaştık. Gözlerimiz dolu doluydu.
Ağır ağır otobüse binerken , arkama dönerek okula baktım son bir kez, evet düşündüğüm gibi oradasın el sallıyor ,uğurluyordun beni.Tekrar gel der gibi. Yüzümde çocuk bir gülümseme , aklımda yüreğimde senin özlemin ile dönüş yolundayım.
Otobüse binip boş bir koltuğa doğru ilerlerken otobüsdeki herkese hitaben
-Günaydın, iyi sabahlar diyerek oturdum. Hep bir ağızdan, gülerek bana doğru döndüler ve.
-Günaydın Yılmaz dediler.
Şok olmuştum , Nereden öğrendiler adımı , İsmet mi acaba ? Derken bir şok daha. ——-Ayşe kızımıza selam söyle, özledik , arayı uzatmasın. Sen de kızımıza iyi bak ona göre diyerek kahkahalarla önlerine döndüler.
Ne olduğunu anlamaya çalışıyor, nereden öğrendiklerini çözmeye çalışıyordum. Önümdeki yolcu bana döndü , İlyas dede hepimize söylemişti, bekliyorduk senin geleceğini. Tembih etti hepimize, bozuntuya vermedik. Dediğinde her şeyi anlamıştım. Bütün köy geleceğimi biliyordu, çünkü sen dedene, deden de herkese duyurmuştu. Epey gürültülü bir kahkaha patlattım. Hiç kimse de çaktırmamıştı. İşte geziyorum , yazıyorum , dergi , gazete vs dediğimde bazılarının alttan alttan alaycı güldüğünü görüyordum ama bu hiç aklıma gelmemişti. Herkes her şeyi biliyordu. Ama ben bunu bilmiyordum.
Madem öyle dedim içimden, kaptana doğru seslendim.
-Kaptan , Kasaba yolunda köye doğru gelirken , ilk köyün girişinde bir çeşme var , dün orada bir çoban arkadaş vardı. Ne için geldin buralara diye sorduğunda devlet işi diye yalan söylemiştim. Biz oradan geçerken görürsek , inip doğruyu söyleyeyim içimde kalmasın diyerek ekledim.
– Olur, oradaysa dururuz. Ama o zaten inanmamıştır. Alevi köyleri burası , seçimler harici devlet uğramaz buralara. İnanmamıştırda sana, üstüne gitmemiştir. Sanki kaptan, çobanla ağız birliği yapmışcasına aynı cümleleri söylemişti. İçimden acı acı gülümsedim.
Otobüs ağır ağır ilerliyor, teypte türküler , deyişler birbirini kovalıyordu. Hemen düşmüş kafam. Kaptanın seslenmesi ile irkildim.
-Yılmaz kardeş , çeşme burası , bu çoban arkadaşmı inde bak.
İndim çeşmeye , çoban var ama başkası, yanaştım ve sordum.
-Dün akşama doğru , yine bir sürü ve çoban arkadaş vardı , tanırmısın.
-Kardeşim olur benim, sabahları ben akşamları o yayar sürüleri.
-O zaman kardeşine söyle, hakkını helal etsin. Dün çeşme başında konuştuğun arkadaş devlet işi için değil, sevdiği kadının doğduğu toprakları görmek için gelmiş, dermisin.
– Söylerim elbet , dün akşam da yemekte bahsetti , devletin ne işi var burada seçim harici, inanmadım ama üstelemedim de , bizi de ilgilendirme zaten diyerek anlatmıştı. Kardeşim yerine ben diyim sana helal olsun , hadi uğur ola.
Otobüse geri binip, koltuğuma ilerlerken en arka koltukta oturup, cam kenarından sessiz sessiz dışarıyı seyreden, ilk bindiğimde de dikkatimi çeken yolcu ile göz göze geldik. Bir müddet kilitlendi bana sonra önüne döndü. Kimdi , neden bu kadar sessiz,dalgın, bitik gibiydi.
Yerime geçtim. Otobüs hareket ediyor, beni sana götürecek yolları bir bir yutuyordu. En nihayet çevre yolu kavşağına gelmiştik. Çantamı alarak ve otobüstekiler ile vedalaşarak indim. Arka koltuktaki yolcu ise oralı değil gözü hala dışarda oturuyordu. Antalya otobüsünü beklemek üzere karşı yola yürümeye başladım ki. Otobüsün kapısı tekrar açıldı , arkamdan bir ses.
– Yılmaz arkadaş bir bakarmısın. Döndüm baktım arka koltuktaki o gizemli yolcu.
– Evet , buyrun dinliyorum.
-Ayşe nasıl ? İyi mi ?
-Siz kimsiniz? Neden soruyorsunuz? Nereden tanıyorun Ayşe’yi ? Diyerek tersler tonda konuştum.
-Sakin ol Yılmaz, Sedat benim adım. Ayşe’nin hem çocukluk, hem sınıf arkadaşıyım, arkadaşı gelmiş dediler. Merek ettim Ayşe’yi sormak istedim . Nasıl İyimi?
-Anladım, öyle mi , İyi Ayşe çok iyi diyerek cevapladım.
-Eyvallah , yolun açık olsun, Çok Selam söyle Ayşe’ye diyerek, otobüse doğru döndü. Arkasından izliyordum, Otobüse binmek üzere , basamaklara ilk adımını atmak üzere iken birden geri döndü ve titreyen bir ses tonu ile tekrar seslendi.
-Sakın ola üzme Ayşe’yi sakın .
Bu ses tonu ve üslup canımı sıkmıştı. Köy otobüsü tekrar hareketlenerek önümden geçti ve kasabaya doğru yol aldı.
Kim di bu Sedat ve neyin nesiydi, bu cüreti nereden geliyordu. Kafamda bir sürü soru gidip geliyordu. Seni aramak ve sana sormak üzere telefonu elime aldım. Vazgeçtim , sakinleşmeyi bekledim. Biraz zaman geçince daha aklı selim düşünmeye başladım. En iyisi İlyas dedeyi arayıp, ona sormaktı bu Sedat kimdi ? İlyas dedenin numarasını tuşladım. 3.4 kez çaldı ,uyuuyor mu acaba diye düşünüyordum ki açıldı telefon.
-Hayırdır Yılmaz oğlum , iyimisin bir terslik yok değil mi ?
-Yok İlyas dedem yok, seni uyandırmadım değil mi ? Bir şey sormam lazım.
-Yok evlat, henüz yatmadım, bir kaç iş var onları halledip , öyle yatacaktım. De bakayım neymiş sorun?
-İlyas dede, otobüsten indim kasaba girişinde, arkamdan da köyün otobüsünden biri indi. Ayşe’yi sordu. Üzme onu , çocukluk arkadaşayım, okul arkadaşıyım, ben Sedat gibilerinden bir şeyler söyleyip, otobüse geri bindi , gitti. Kimdir bu sedat İlyas dede , neyin nesidir , neden böyle bir şey yaptı? Tanır mısın ? Bilir misin?
-Dur oğlum dur, sakin ol. Bizim Sedat bu anladım. Yarası kanamış yine. Dinle bak Yılmaz oğlum. Zararsız bir oğlandır, bu bizim Sedat. Bizim köyden. Ama çok çıkmaz ortalıklara , yaşlı anası, köpeği, 3-5 hayvanı , bir kaç dönüm tarlasıyla sessiz sedasız yaşar gider köyde. Ayda bir iki sefer ihtiyaçlarını almak için kasabaya inerse, görürüz ancak Sedat’ı . Dünyaya köye hayata küsmüş gibi yaşar. Sebebine gellince de sebebi bizim kız Ayşe. Ama Ayşe’nin Sedat’ın bu durumu ile ilgili hiç bir kabahatı , hatta haberi bile yok. Bu Sedat, garip oğlan çocukluktan aşık bizim kıza, birlikte büyüdüler, ilkokulu birlikte okudular. Öyle uzaktan içten içe , kendince sevmiş. E bizim kız ilkokul bitince eğitim için yatılı okula gitti , köyden ayrıldı. Sedat işte bundan sonra kendi dünyasına kapandı. Tabii biz bunu uzun yıllar sonra anası anlatınca öğrendik. Kimse de yüzüne vurmadı. Askerliği yaptı geldi. Unutur toparlanır, kendine gelir diye ümitlendik olmadı. Sonra ben dayanamayıp bir çok kez konuştum Sedat’la. Oğlum dedim Ayşe yolunu çizdi , sizin dünyalarınız başka , gel bir kız bulalım everelim seni , küsme hayata , sana da , anana da yazık etme diye çok dil döktüm. Her seferinde aynı cevabı verdi bana.
-İlyas dedem , benim sevdam bana , ben bununla tutunuyom hayata , kimseyede zararım yok dokunma bana der çeker giderdi.
Gel zaman , git zaman köylü ona , o kendi dünyasına alışmıştı. Bir gün yine geldi değirmene , bu sefer hali daha başkaydı. Başka bir şey vardı. Dayanamadım yine sordum , sıkıştırdım.
-Sedat oğlum, hala mı aynı konu , kaç kez konuştuk seninle yeter artık , yazık etti kendine.
-Yok , yok İlyas dede haklısın , aklım başıma geldi benim.
-Ne oldu? Hayırdır Sedat bu halin ne o zaman diye sordum.
-İlyas dede ben Ayşe ile konuşmadan , sevdamı ona demeden rahat edemeyecektim. 10 gün önce kesin kararımı verip Ankara’ya okuduğu Üniversiteye giderek onu aramaya , bulup konuşmaya karara verdim.
-Ne yaptın oğlum Sedat ne yaptın.
-Dinle İlyas dedem dinle , bir şey olmadı. İki üç gün arandım Üniversitenin kapılarında , göremedi bir türlü. En nihayet 3. gün gördüm. Arkadaşları vardı yanında, haharetli konuşuyorlar, bazen ciddi , bazen gülüşüyorlardı. Çok değişmişti Ayşe büyümüş , daha güzelleşmiş, arkadaşlarına, okuluna, baştan aşağıya öylece uzun uzun bakınca Ayşe’ye, döndür bir de kendime baktım. Ayşe nerede ben nerede, ondan bu tatsızlığım. Ama artık anladım İlyas dede anladım. Dünyalarımız başka. Diyerek un çuvalını alarak değirmenden çıktı.
-İşte İlyas oğlum hikaye böyle, bu olaydan sonra bir kaç kez bayramda , ya da kasabaya giderken gördük Sedat’ı. Toparlıyor gibiyidi, yüzünde gülümseme bilr oluyordu zaman zaman. Köylü bir araya geldiğinde konuşur, bu oğlan atlattı galiba bu kara sevdayı, birde eversek şunu iyice rahat eder herkes derdik. Yılmaz evladım , sanırım bu garip oğlan köyde duydu senin geldiğini , Ayşe’nin sevdiği , evleneceği adam geldi diye. Yarası kanadı demek ki. Ama duyması iyi oldu Sedat’ın , yarası kabuk bağlamıştı zaten , bununlada iyice dağlanır , iyileşir geçer. Herkes de yoluna bakar.
-Anladım İlyas dede, diyerek istemsizce sözler çıktı dilimden. Ruh halimi anlamış, hissetmişdi İlyas dede.
-Yılmaz oğlum, sen düşünme bunları. Bir kızı bin yiğit sever , bir yiğit olur. Hem dediğim gibi, zararsız, mert bir çocuktur Sedat. Artık kapanır bu konu gider. Senin ve Ayşe kızımın mutlu olacağı uzun yıllar var önünüzde , dahi oğlum düşünme bunları, yolun açık olsun. selam Ayşe kızıma.
Telefonu kapattım , duyduklarımı hazmetmeye çalışıyordum. Bir sürü duygu geçri içimden Sedat’a karşı. Öfke, Kıskançlık, saygı, acımak, küçümsemek gibi onlarca duygu. Bütün bu duygu ve düşünceler içerisinde, beni Antalya’ya götürecek otobüsü beklemeye başladım. İlyas dede haklıydı. Önümüzde uzun yıllar vardı. Sedat’ın sana olan sevdasına saygı duyarak , onun da bundan sonraki hayatının güzel geçmesini dileyerek , Sedat’ın hikayesini rafa kaldırmaya karar verdim.
Otobüs görünmüştü, beklediğim durağa yanaşırken ayaklandım , el salladım. Antalya’dan geldiğim araçtı. Aynı araçla geri dönecektim. Tanıdık kaptan ve muavin kendimi daha iyi hissetmeme sebep olmuştu. Araç fren yaparak önümde durdu. Muavin atladı hemen aşağıya.
– Buyur abi , yazıhaneden söylemişlerdi biliyorduk burada olduğunu. Geç abi geç. diyerek otobüse aldı. Telefonu , kulaklığı ve kitabımı yanıma alıp, çantamı yukarı bagaja attım. Cam kenarında tek başıma yapacaktım yine yolculuğu. Yerleşince iyice, muavin yanaştı yanıma.
-Nasıl abi güzel geçtimi , istediğin gibi oldumu ?Diyerek merakla sordum.
-Her şey çok güzeldi kardeşim her şey , ama uykusuz , sürekli yolculuk , yorgunluktan ölmek üzereyim. Tek sorun bu.
-Abi o zaman yol boyu uyursun , çabucakta biter ne güzel. Hadi vur kafayı yat sen. Ben molalarda seslenirim sana.
-Teşekkür ederim , iyi olur. Hem bir şeyler atıştırırım, hem tuvalet vs. hallederim. Sözüm biter bitmez kafam düşmüştü.
Muavinin dediği gibi de oldu , deliksiz uyuyor , molalarda kalkıp , ihtiyaçlarımı gideriyordum. Yolculuk nasıl bitmişti , Antalya ‘ya ne zaman inmiştik farkına varamadım.
Kaptan ve muavin ile vedalaşarak indim otobüsten , durakta ilk taksiye atladım. 20 dakikiya gelmiştik apartmanın önüne. Taksicinin parasını ödeyerek apartman girişine doğru yürümeye başladım. Anahtarı çıkaracaktım ki otomatik açıldı , sanırım camdan beni bekliyor yolumu gözlüyordun. Asansöre binip 4. kata çıktım. Kapıya yanaşmamla birlikte , kapı açıldı. Üzerinde siyah geceliğin, sıcak gülümsemen ve sevgi ile dolu dolu bakan o çakır gözlerinle karşımdaydın. İçeri girer girmez kucağıma atladın. Doya doya içime çekerek kokunu , saçlarını okşuyor , dudaklarını öpüyordum. Ayağım ile kapıyı kapatarak, odamıza kucağımda götürüp yatağımıza bıraktım seni. Çantamı atıp yere, üzerimdekileri bir çırpıda çıkardım. Sabaha kadar kollarımdaydın. Öptüm, kokladım,sevdim, seviştik. Doyamadım.
Sabah uyandığımda heybemde şunlar vardı. Doğduğun evin bahçesinden bir avuç toprak, okulundan aldığım bir fiş ve tepeşir. İlyas dedenin verdiği bir çocukluk fotoğrafın. Ve bu iki gün içerisinde yaşadığım onlarca tarifisz duygular. İçimde ise müthiş bir huzur ve mutluluk . İyi ki kesisişti yollarımız, iyi ki benim kadınım “ANADOLUM”sun.
Ersoy KÖROĞLU 2016/ANTALYA
Yorum bırakın