Sayamadım bu kaçıncı gidişin,
Yollarına düştüğüm, kaçıncı gün bugün.
Soluğum tükendi artık, dizlerim hep yorgun.
Sığınacak,soluklanacak bir yer bulmam lazım.
Başka çare yok, girdim yine aynı sokağa
Bir salaş mahalle meyhanesinde aldım soluğu.
Kan ter içinde, attım bir masaya kendimi.
Daha beteri, sensizim.
Gülen yüzü, babacan tavrı ile
Hoş geldin can, ne içersin diye
Kapıda karşıladı beni meyhaneci baba.
Acıdı halimi görünce, kan ter içinde
Saç sakal koyun koyuna.
Yüzüm solgun, hüzün dolu gözlerim ile.
Babacan bir tavırla seslendi ,
Evlat, bir su vereyim önce soluklan.
Ver dedim baba ver, su ver, rakı ver kavun peynir ver
Ver ki, yangınım bir nefes alsın
Soluklansın yorgun yüreğim
Yarama bir tuz basayım
Güzelde bir türkü koy gramofona.
Güldü anlar gibi halimden
Efkarlısın dedi anlaşıldı.
Uzun zamandır dedim uzun zamandır.
Bir solukta donattı masayı
Gramofon inliyor köşede
Cengiz Özkan’ın beni benden alan
Her daim hüzünlü, her daim yanık sesi sarıyor meyhaneyi.
“Bir ay doğar ilk akşamdan geceden”
Yorgun ellerim titreye titreye
Doldurdu ilk kadehi
Arkası geldi, bir daha bir daha
Kaçıncı kadeh hatırlamıyorum artık
Aklımdan çıkmıyor son gidişin
Avuçlarımın arasında kayıp yitişin
Ne sana gitme kal diyebildim,
Nede ben de geliyorum.
Öylece bakakaldım ardından.
Göz göze geldik meyhaneci ile
Anladı hemen mevzuyu
Yeni bir şişe açtı koydu masaya
Çok olmadı mı? Can diye de ekledi
Boş ver babalık ,Otur sende karşıma
Ben anlatayım sen dinle
Bittikçe kadehim boşaldıkça şişe
Sessizce tazele
Can kulağı ile dinle
Hadi sende al bir kadeh
Bu akşam arkadaşım ol masama
Zaten meyhane boş bir sen bir ben
Bir de yitik sevdam.
Her şeye içelim bu akşam
Gelenlere gidenlere
Avucumuzdan kayıp giden sevdalara
Masum çocukluk aşklarımıza
Terkedilişlere
İlk öpüşmelere
İlk sevişmelere
Her şeye içelim aklımıza gelen her şeye
Off başım balyozla terbiye edilmiş gibi
Gözlerimi kısarak kaldırdım kafamı
Sabah güneşinin kızıl rengi vurmuş sokağa
Meyhanenin kirli puslu camından girip içeri
Gözümün bebeğine saplandı bir kurşun gibi
Anladım ki sızıp kalmışım masada
Kıyıp kaldırmamış beni belli.
Meyhaneci baba ortalığı topluyor
Anlattıklarıma takılmış gibi
Farkında değil ,Gramofon susmuş
İğnesinin sürtünme cayırtısı beynimi kemiriyor
Dalmış gitmiş meyhaneci baba
Baba gramofon dedim susmuş
İrkildi , he ya susmuş dalmışım
Niye baba hayırdır,
Ağır adımlarla yorgun yüzü ile
Ve bir o kadar düşünceli
Gayet ciddi bir tavırla oturdu tekrar karşıma
Evlat dedi
Sen anlattın ya yitip giden sevdanı
Ben kırk yıl geçmişime gittim
Sen ağladın ya evlat ben isyan ettim
Benim de yitip giden bir sevdam
Benim de yaşanmamışlıklarım
Benimde yitirdiklerim , yarım kalanlarım
Geldi gözümün önüne
Yorulup kapanınca gözlerin
Masaya koyunca kafanı
Elimde süpürge hem meyhaneyi süpürdüm
Hem sana hem bana ağladım can
İyi ki geldin evlat bu akşam iyi ki tanıdım seni
Hadi gel birer çorba içip kendimize gelelim
Sonra gidip benim fakirhaneye
Güzel bir uyku çekip dinlenelim
Akşama kapattım meyhaneyi ikimiz için
Bu sefer ben anlatacağım evlat
Sen dinleyeceksin
Meyhaneci sen olacaksın bu akşam
Ben ise yarım kalmış sevdasının acısını yaşayan ihtiyar
Usul usul kalktık çıktık meyhaneden
Sıcak bir çorba iyi gelecekti
Susarak geçtik sokaktan
Ben içimden söyleniyorum
Yar orda, ben burda, böyle kalınca
İster ölüm olsun ister ayrılık
Akşam olsun bakalım
Neler anlatacak meyhaneci baba
Onu da başka sefer anlatırım
Ersoy KÖROĞLU 2016