Sözlerin kıyısında,

Hadi Edebiyat ve Sanatta Buluşalım

Yazar Hakkında

MEYHANECİ BABA

Sayamadım bu kaçıncı gidişin,

Yollarına düştüğüm, kaçıncı gün bugün.

Soluğum tükendi artık,  dizlerim hep yorgun.

Sığınacak,soluklanacak  bir yer bulmam lazım.

 

Başka çare yok, girdim yine aynı sokağa

Bir salaş mahalle meyhanesinde aldım soluğu.

Kan ter içinde, attım bir masaya kendimi.

Daha beteri, sensizim.

 

Gülen yüzü, babacan tavrı ile

Hoş geldin can, ne içersin diye

Kapıda karşıladı beni meyhaneci baba.

Acıdı halimi görünce, kan ter içinde

Saç sakal koyun koyuna.

Yüzüm solgun, hüzün dolu gözlerim ile.

 

Babacan bir tavırla seslendi ,

Evlat, bir su vereyim önce soluklan.

Ver dedim baba ver, su ver, rakı ver kavun peynir ver

Ver ki, yangınım bir nefes alsın

Soluklansın yorgun yüreğim

Yarama bir tuz basayım

Güzelde bir türkü koy gramofona.

 

Güldü anlar gibi halimden

Efkarlısın dedi anlaşıldı.

Uzun zamandır dedim uzun zamandır.

 

Bir solukta donattı masayı

Gramofon inliyor köşede

Cengiz Özkan’ın beni benden alan

Her daim hüzünlü, her daim yanık sesi sarıyor meyhaneyi.

“Bir ay doğar ilk akşamdan geceden”

Yorgun ellerim titreye titreye

Doldurdu ilk kadehi

Arkası geldi, bir daha bir daha

Kaçıncı kadeh hatırlamıyorum artık

Aklımdan çıkmıyor son gidişin

Avuçlarımın arasında kayıp yitişin

Ne sana gitme kal diyebildim,

Nede ben de geliyorum.

Öylece bakakaldım ardından.

 

Göz göze geldik meyhaneci ile

Anladı hemen mevzuyu

Yeni bir şişe açtı koydu masaya

Çok olmadı mı? Can diye de ekledi

Boş ver babalık ,Otur sende karşıma

Ben anlatayım sen dinle

Bittikçe kadehim boşaldıkça şişe

Sessizce tazele

Can kulağı ile dinle

Hadi sende al bir kadeh

Bu akşam arkadaşım ol masama

Zaten meyhane boş bir sen bir ben

Bir de yitik sevdam.

 

Her şeye içelim bu akşam

Gelenlere gidenlere

Avucumuzdan kayıp giden sevdalara

Masum çocukluk aşklarımıza

Terkedilişlere

İlk öpüşmelere

İlk sevişmelere

Her şeye içelim aklımıza gelen her şeye

 

Off başım balyozla terbiye edilmiş gibi

Gözlerimi kısarak kaldırdım kafamı

Sabah güneşinin kızıl rengi vurmuş sokağa

Meyhanenin kirli puslu camından girip içeri

Gözümün bebeğine saplandı bir kurşun gibi

Anladım ki sızıp kalmışım masada

Kıyıp kaldırmamış beni belli.

Meyhaneci baba ortalığı topluyor

Anlattıklarıma takılmış gibi

Farkında değil ,Gramofon susmuş

İğnesinin sürtünme cayırtısı beynimi kemiriyor

Dalmış gitmiş meyhaneci baba

Baba gramofon dedim susmuş

İrkildi , he ya susmuş dalmışım

Niye baba hayırdır,

Ağır adımlarla yorgun yüzü ile

Ve bir o kadar düşünceli

Gayet ciddi bir tavırla oturdu tekrar karşıma

Evlat dedi

Sen anlattın ya yitip giden sevdanı

Ben kırk yıl geçmişime gittim

Sen ağladın ya evlat ben isyan ettim

Benim de yitip giden bir sevdam

Benim de yaşanmamışlıklarım

Benimde yitirdiklerim , yarım kalanlarım

Geldi gözümün önüne

Yorulup kapanınca gözlerin

Masaya koyunca kafanı

Elimde süpürge hem meyhaneyi süpürdüm

Hem sana hem bana ağladım can

İyi ki geldin evlat bu akşam iyi ki tanıdım seni

Hadi gel birer çorba içip kendimize gelelim

Sonra gidip benim fakirhaneye

Güzel bir uyku çekip dinlenelim

Akşama kapattım meyhaneyi ikimiz için

Bu sefer ben anlatacağım evlat

Sen dinleyeceksin

Meyhaneci sen olacaksın bu akşam

Ben ise yarım kalmış sevdasının acısını yaşayan ihtiyar

 

Usul usul kalktık çıktık meyhaneden

Sıcak bir çorba iyi gelecekti

Susarak geçtik sokaktan

Ben içimden söyleniyorum

Yar orda, ben burda, böyle kalınca

İster ölüm olsun ister ayrılık

Akşam olsun bakalım

Neler anlatacak meyhaneci baba

Onu da başka sefer anlatırım

 

Ersoy KÖROĞLU                             2016