Yaşamdan keyif almamı sağlayan, ruhsal ve fiziksel olarak iyi olmama büyük katkısı olan yürüme alışkanlığıma bu sefer rüzgar eşlik ediyor. Her gün gidiş-dönüş 13 kilometre olan güzergahımı rutin olarak yürür, denize inerim; yarım saat kadar yüzer ve aynı rotadan geri dönerim.
Antalya, yaz aylarında yürüyüş yapmak için oldukça sıkıntılıdır. Aşırı nem ve sıcak, vücuttaki suyu emerek susuz kalmasına sebep olur ve bu da böbrekler için oldukça büyük bir sorun yaratır. Bu sebepten dolayı 15 Haziran – 15 Eylül arası yürüyüşlerime ara veririm. Fakat dün ve bugün esen rüzgar nedeniyle nem oranının neredeyse sıfır olması ve rüzgarın yarattığı serinliği de göz önüne alarak yürüyüş yapmaya karar verdim. Oldukça özlediğim de kesin. Hem bu sefer bana güzel bir rüzgar eşlik edecekti.
Yaşadığım Kemer ilçesine bağlı Kuzdere Mahallesi hâlâ köy kıvamında bir yerleşim alanı. Tahtalı Dağı, Batı Toroslar’daki Bey Dağları (Kıyı Beydağları) silsilesinin en yüksek zirvelerinden biridir ve bu zirvenin tam karşısında evim vardır. Bu anlatımın altına bırakacağım görsellerden birinde, balkonumdan Tahtalı’nın görüntüsü olacak.
Sabah kahvaltısı sonrasında birkaç işimi hallettikten sonra, yürüyüşe çıkmak için sırt çantamı hazırladım. Saat 10:30 civarında düştüm yollara. Evden çıkar çıkmaz dar sokağımızın sol tarafındaki sazlıkların rüzgarın etkisiyle eğilerek yolu kapattığını gördüm; onları kopartarak yolu açtım, dalları çöp toplama alanına bırakarak yoluma devam ettim. Tüm ihtişamıyla Tahtalı çıktı karşıma.
Gökyüzü duru, net bir maviye bürünmüştü. Nem olmaması nedeniyle Tahtalı, en ince ayrıntısına kadar net bir görüntü veriyordu. Bu mevsimde zirvede kar olmuyor, Mayıs sonunda erir. O kadar çıplak ve savunmasız görünüyor ki, devasa bir kaya parçası gibi… Zirvesinde bir restoran ve oraya çıkmak için Tekirova’dan zirveye uzanan teleferik sistemine sahip. Eteklerinde ise sık ağaçlardan oluşan uzun bir orman uzanıyor.
Hemen sağ tarafımda “ikiz kayalar” dediğimiz ve bölgeye adını (Karataş) veren göktaşları duruyor. Bu kayaları yıllarca seyrederiz ve üzerlerinde türlü türlü insan silüetleri okuruz. Babamın bu konudaki esprisi ise şudur: “O zamanın zalimlerini Allah taşa çevirip ceza ve ibret olsun diye buralara bırakmış.” Belki de doğrudur; benim tahminim ise göktaşı oldukları yönünde.
Yoluma, mahsulleri toplanmış portakal bahçeleri ve yeni yeni olmaya başlayan nar bahçeleri arasında yürüyerek devam ediyorum. Rüzgarın sert olması nedeniyle uzun olan saçlarımı topladım bugün, yoksa rahat vermezlerdi. Oysa bir zamanlar okuduğum ve İran yönetiminde bu duyguyu tadamayan kadınlara ithafen yazılan bir sözün etkisinde kalmıştım: “Her kadın saçlarının arasında geçip giden rüzgarı hissetmeli.” Saçlarımın uzamaya başlamasından sonra ilk rüzgarı hissettiğimde, önemsiz görünen bu hissin ne kadar kıymetli olduğunu çok daha iyi anlamıştım. Bütün insanların bu duyguyu hissetmelerini dileyerek devam ediyorum yoluma.
Ormanı iki yakaya ayıran patikaya ulaştığımda önce birkaç küçükbaş hayvan yetiştiricisinin ağılları karşılar beni; bekçileri iri köpeklerdir. Onları geçtikten sonra ise iki ayrı at çiftliği çıkar karşıma. Gökyüzüne baktığımda bir tane kanatlı göremedim; sanırım rüzgardandı. Oysa normal zamanlarda şahinler, taklacı güvercinler, martılar, ormanın içinde ağaçlara konan ve ötüşen, uçuşan ,çeşitli kuşlar olurdu. Onları hem izler hem dinlerdim ve yolun nasıl bittiğini anlamazdım. Güzergahımın sonunda ilçenin çöp arıtma tesisi var, martılar dadanır oraya genellikle. Bir martının çöp yığınlarının üzerinde kanat çırpmadan, rüzgarın etkisiyle havada asılı kalmasını izledim. Rüzgar sörfü yapıyordu adeta. Gıpta ile izledim onu; ben eminim önceki yaşamlarımın birinde kesin martı idim! 🙂 Kadim ilimlere dayanarak söyledim bunu.
Orman boyunca 5 kilometre olan parkurun sonu otoyola çıkar. Alt geçidinden denize doğru 1.5 kilometre daha yürüyorum. Sabah yüzdüğüm için denize girmedim; zaten sert rüzgar denizi alt üst etmiş, pek tadı yok. Sahil oldukça sakin. Denizi biraz seyreder seyretmez geri dönüş yoluna adımlıyorum. Aynı parkurdan, aynı güzellikleri izleyerek ve dinleyerek yürüyüşüme devam ediyorum. Rüzgarın etkisiyle uğuldayan, sallanan ve adeta selamlar gibi eğilen ağaçların arasından eve yaklaşıyorum. İki buçuk aydır yürümediğim için üzerimdeki yorgunluk fena; olsun, bir duş ve yarım saatlik dinlenme ile geçiyor. Oysa verdiği hazzın ve iyileştirici gücün ölçüsü yok. Yol boyunca iç hesaplaşmalar, kendin ile konuşmalar, kurulan hayaller de cabası…
Umarım birlikte güzel bir yürüyüş yapmışızdır. Pazar günü kahve eşliğinde keyifli okumalar dilerim. Paylaşmak isterseniz yürüyüş anlarınızı yorumlarda buluşalım.
Sevgilerimle,
Ersoy KÖROĞLU
Kıyıların Ozanı
30.08.2026



Yorum bırakın