NEVŞEHİRLİ HASRET

Gece dipsiz bir girdap gibi akıyordu, Büyük üstat Ahmed Arif’in dediği gibi. “Hani kurşun sıksan geçmez geceden”
Yine böylesine bir geceyi, kan ter içinde sabah etmiştim. Yalnızlığın bende yarattığı o bitik ve yorgun ruh hali ile doğruldum.
Yine tatsız, sıkıntılı boktan bir gün beni bekliyordu. İçimdeki sıkıntılar ,sanki göğüs kafesimi delecek , dışarı doğru patlayacak gibi geliyordu.
Hızlıca giyinip , iki lokma bir şeyler atıştırıp çıktım evden. Arabaya binip marşa bastım, bir an önce gideceğim yere, ulaşmak isteğimin telaşı vardı üzerimde. Kendimi iyi hissettiğim tek yer olan, deniz kıyısına, her zaman ki mekanıma ulaşmak içindi acelem. Ancak burada rahatlıyor, burada kendimi buluyorum.
Çantama, viskimi ve bir kaç çerez, koserve vs doldurdum. Biraz su ve ekmek. Ne me lazım açlık ne zaman geleceği belli olmuyor.
Her zaman ki yerine park ederek aracımı, çantamı sırtladım. Her gün oturduğum yerde başkaları vardı, balık tutyorlardı,selam verdim.
-Rast gele beyler günaydın.
-Eyvallah, sağol abi, yerini kaptık ama buyur gel istersen.
-Bakın keyfinize , toplanmayın şimdi az ötede takılırım , ama yarın ya da başka gün aman diyim diyerek gülümsedim.
-Tamam abi merak etme diyerek cevap verdiler.
Usul usul bir kaç metre öteye yürüdüm. Başladım kendime gelmeye.
Doğmaya çalışan güneş, parça parça bulutlarla kaplı ufuktan yelpaze şeklinde kızıl ışın hüzmeleri yayıyordu. Hava bulutlu ve kapalı bugün.İçim gibi, ruhum gibi gri.
Denize doğru iyice yaklaşarak, attım sandalyemi çakılların üzerine , yanına da masamı koydum üstüne de nevaleleri yerleştirdim.Erken vakit seyre daldım denizi.
Yakınımda, hemen önümde, kumsala vuran dalgaların geri çekilen beyaz sularında, irili ufaklı balıklar sağa sola kaçışıyor, dalgalardan çıkan sesler sanki kulağıma, en eski zamanlardan kalan şarkılarını söylüyorlardı. Tepemde martılar uçuşuyor, sahile karagalar dadanmış, çeşit çeşit kuşlar, kumda yiyecek peşinde, bir kaç kedi balıkçıların yanında nasiplerini bekliyorlardı.
Sabah yürüyüşüne çıkan bir kaç kişi, sahilde bir uçtan bir uca volta atıyorlardı.
Benim mekan da vaziyet böyle. Ya dışarda, yani benim küçücük dünyamın dışındaki insanlar ne yapıyor acaba?
Çoğu hala sıcak yatağında, yeni uyananlar, kahvaltı hazırlığında olanlar, çoktan iş başı yapmış olanlar, hatta işten çıkıp eve dönüş yolunda olanlar. Sevişenler, yoksulluk çekenler, şu an dünyayı terkedenler. Öyle tabii. Her yerde başka hayatların , farklı farklı hikayeleri yaşanıyor.
İnsan kafasındaki zaman kavramı, garip ve çelişik bir konudur. Olaysız ve tekdüze geçen zaman, insana, bitmez tükenmez gibi gelirdiye düşünülür. Akla yakın olan da budur, ama gerçek öyle değildir. Asıl durgun, olaysız günler hemen geçiverir. İlgiyle beklenen, trajik olaylarla hırpalanan, sevinçle çatlayan anlar, belleklerde derin izler bırakır. Gerçeğin böyle olduğunu, düşününce siz de kabul edersiniz.
Olaysız geçen zamanın bağlanacağı önemli bir noktası ,anı ya da heyecanı yoktur. Hiç ile hiç arasında geçen zaman, zaman değildir.İşte benim de uzun zamandır böyle rutin ve tek düzüne geçen hayatım, onu tanımamla değişmişti. Her gün onunla bu sahilde buluşup onun hikayesi dinlemek vazgeçilmez bir heyecan olmuştu benim için.
Sanırım 15 gün kadar oldu, sahilde otururken geldi yanıma.
-Ateşin var mı bilader. Diyerek seslendi.
Sigara içmezdim ama kibritim olurdu illa ki çantamda. Bazen balık tutarken misina ucunu yakmak için , ya da çok soğuk olduğunda ateş yakmak için tedarik amaçlı taşırdım. Uzattım kibriti.
-Eyvallah bilader dedi. Sigarasını yakıp derin bir nefes çekti. Adeta ciğerleri bayram eder gibi gülümseyerek geri uzattı kibriti. Üflediği duman , ağzından ve burnundan çıktı uzun uzun.
Üşüyordu , acıdım haline sokakta yattığı belli bir tipi vardı. Saç , sakal , kıyafet , tırnaklar simsiyah.
-Üşümüşsün, içini ısıtacak bir şeyler var istermisin diyerek çantamdan viskiyi gösterdim. Gülümsedi.
-Yani zahmet olmasın ama , iyi olur valla dedi. Uzattım bir kadeh viskiyi nefessiz vurdu tek yudumda.
-Eyvallah diyerek kadehi uzattı ve uzaklaştı arkasına bakmadan.
Bende arkasında öylece bakakaldım. Başkası olsa sohbet açmak , orada kalmak ne bileyim bir iki kadeh daha içmekdi ister diye düşündüm.Ama öyle olmadı, ikramı aldı , eyvallah dedi ve devam etti.Ertesi gün aynı yerde aynı saatte biraz öte yanımdan geçip gidiyordu. Ağzında sigarası yanıyordu.
-Ne o diye seslendim. Bugün ateşi bulmuşsun, selam sabah yok mu?
-Döndü bana gülümsedi , doğru dedi herkes işi düşünce selam veriyor bu devirde. Ama ben farketmedim sizi , kendimin bile farkında değilim ki? Sonra mahçup bir şekilde kısık bir sesle sordu, var mı bir kadeh ?
-Gel dedim var tabii ama bu sefer içip çekip gitmek yok. İki kelam edip tanışalım dedim. Tabii ana da uyarsa diye de ekledim.
-Memnun olurum kardeş, neden olmasın? Ama sen benim gibi bir adamı tanımak istermisin? Onu bilemem diyerek bana doğru yürümeyebaşladı.
-Ona sonra karar veririz, gel birer kadeh atalım yol bizi nereye götürürse artık diyerek , yanıma  oturmasını el işaretlerim ile  anlattım. Ağır adımlarla bana doğru yaklaşarak , usulca oturdu.
– Tekrar merhaba diyerek başladı sözlerine.İsmim Hasret, Nevşehirden çıkalı oluyor bir 35 sene kadar. O zaman bizim oralarda iş yok güç yok.Tarla tapan da yok babada. Ekmek peşine gurbete.  O zamanlar Antalya, birbiri ardına açılan otellerde çalışmak için Memleketin dört bir yanından gelenlerin akınına uğruyor,tüm ülkeden büyük bir göç alıyordu . Biz de 3 arkadaş düştük yollara. Nedim , İsmail bir de ben. Turizm, otelcilik falan tamam da biz ne yol biliriz ne de yordam. Oralarda ne tür işler yapılır, bu oteller nerelerde, iş nasıl aranır, ne yapılır, bir halt bildiğimiz yok. Nedim aramızdaki en zeki olanımızdır. Pratik çözümler bulur önümüzü açardı hep. Yine kurtardı bizi şaşkınlıktan.
– Topraklarım, bir polise soralım anlatalım durumu. Olur dedik başladık caddede polis aramaya. Çok sürmedi bir kavşak önünde duran polisaracına yanaştık ve anlattık durumumu. Otellerin olduğu ilçeleri saydı, nerden nasıl gideceğimizi anlattı sağolsun bir bir.  , Kemer daha yakın geldi bize , oraya doğru yola çıktık. O zaman Antalya şehir merkezinde  otogar. Elimizde bavullar üç arkadaş kaderimize ekmeğimize doğru gidiyorduk. Tüm otellerin kapısına gidecek, tek tek iş soracaktık. Nihayet Göynük te bir otelde ilk işimizi bulduk. O zamanlar üç arkadaşı aynı yerde işe almak sorun değildi , işçi bulamıyorlardı , hoş hala öyle ya. Neyse,  Nedim çamaşırhaneye, İsmail Bulaşıkhaneye

bense………………devam edecek

MEYHANECİ BABA

Sayamadım bu kaçıncı gidişin,
Yollarına düştüğüm, kaçıncı gün bugün.
Soluğum tükendi artık,  dizlerim hep yorgun.
Sığınacak,soluklanacak  bir yer bulmam lazım.

Başka çare yok, girdim yine aynı sokağa
Bir salaş mahalle meyhanesinde aldım soluğu.
Kan ter içinde, attım bir masaya kendimi.
Daha beteri, sensizim.

Gülen yüzü, babacan tavrı ile
Hoş geldin can, ne içersin diye
Kapıda karşıladı beni meyhaneci baba.
Acıdı halimi görünce, kan ter içinde
Saç sakal koyun koyuna.
Yüzüm solgun, hüzün dolu gözlerim ile.

Babacan bir tavırla seslendi ,
Evlat, bir su vereyim önce soluklan.
Ver dedim baba ver, su ver, rakı ver kavun peynir ver
Ver ki, yangınım bir nefes alsın
Soluklansın yorgun yüreğim
Yarama bir tuz basayım
Güzelde bir türkü koy gramofona.

Güldü anlar gibi halimden
Efkarlısın dedi anlaşıldı.
Uzun zamandır dedim uzun zamandır.

Bir solukta donattı masayı
Gramofon inliyor köşede
Cengiz Özkan’ın beni benden alan
Her daim hüzünlü, her daim yanık sesi sarıyor meyhaneyi.
“Bir ay doğar ilk akşamdan geceden”
Yorgun ellerim titreye titreye
Doldurdu ilk kadehi
Arkası geldi, bir daha bir daha
Kaçıncı kadeh hatırlamıyorum artık
Aklımdan çıkmıyor son gidişin
Avuçlarımın arasında kayıp yitişin
Ne sana gitme kal diyebildim,
Nede ben de geliyorum.
Öylece bakakaldım ardından.

Göz göze geldik meyhaneci ile
Anladı hemen mevzuyu
Yeni bir şişe açtı koydu masaya
Çok olmadı mı? Can diye de ekledi
Boş ver babalık ,Otur sende karşıma
Ben anlatayım sen dinle
Bittikçe kadehim boşaldıkça şişe
Sessizce tazele
Can kulağı ile dinle
Hadi sende al bir kadeh
Bu akşam arkadaşım ol masama
Zaten meyhane boş bir sen bir ben
Bir de yitik sevdam.

Her şeye içelim bu akşam
Gelenlere gidenlere
Avucumuzdan kayıp giden sevdalara
Masum çocukluk aşklarımıza
Terkedilişlere
İlk öpüşmelere
İlk sevişmelere
Her şeye içelim aklımıza gelen her şeye

Off başım balyozla terbiye edilmiş gibi
Gözlerimi kısarak kaldırdım kafamı
Sabah güneşinin kızıl rengi vurmuş sokağa
Meyhanenin kirli puslu camından girip içeri
Gözümün bebeğine saplandı bir kurşun gibi
Anladım ki sızıp kalmışım masada
Kıyıp kaldırmamış beni belli.
Meyhaneci baba ortalığı topluyor
Anlattıklarıma takılmış gibi
Farkında değil ,Gramofon susmuş
İğnesinin sürtünme cayırtısı beynimi kemiriyor
Dalmış gitmiş meyhaneci baba
Baba gramofon dedim susmuş
İrkildi , he ya susmuş dalmışım
Niye baba hayırdır,
Ağır adımlarla yorgun yüzü ile
Ve bir o kadar düşünceli
Gayet ciddi bir tavırla oturdu tekrar karşıma
Evlat dedi
Sen anlattın ya yitip giden sevdanı
Ben kırk yıl geçmişime gittim
Sen ağladın ya evlat ben isyan ettim
Benim de yitip giden bir sevdam
Benim de yaşanmamışlıklarım
Benimde yitirdiklerim , yarım kalanlarım
Geldi gözümün önüne
Yorulup kapanınca gözlerin
Masaya koyunca kafanı
Elimde süpürge hem meyhaneyi süpürdüm
Hem sana hem bana ağladım can
İyi ki geldin evlat bu akşam iyi ki tanıdım seni
Hadi gel birer çorba içip kendimize gelelim
Sonra gidip benim fakirhaneye
Güzel bir uyku çekip dinlenelim
Akşama kapattım meyhaneyi ikimiz için
Bu sefer ben anlatacağım evlat
Sen dinleyeceksin
Meyhaneci sen olacaksın bu akşam
Ben ise yarım kalmış sevdasının acısını yaşayan ihtiyar

Usul usul kalktık çıktık meyhaneden
Sıcak bir çorba iyi gelecekti
Susarak geçtik sokaktan
Ben içimden söyleniyorum
Yar orda, ben burda, böyle kalınca
İster ölüm olsun ister ayrılık
Akşam olsun bakalım
Neler anlatacak meyhaneci baba
Onu da başka sefer anlatırım

Ersoy KÖROĞLU                             2016

ANTALYA’DA YAĞMUR

Antalya yağmurlu iki gündür. Bugün 22 Aralık en uzun gecenin yeni günü. Dün

tiyatro provam bittiğinde, sanırım saat 16.30 civarıydı. Prova bitip dağıldığımızda,

yağmur dinmişti ama gökyüzü kapalı, gri bulutlarla çevrili, her an yağmaya hazır

bekliyor gibiydi.

“/”

Arabama binip, usul usul Kemer ay ışığı parkına doğru yol aldım. Uygun bir park yeri

bulup aracımı parkettim. Sırt çantamdan, içine JW Black doldurduğum mataramı

alarak paltomun iç cebine koydum. Bu matarayı Serkan hediye etmişti bana . Yaklaşık

25 cl alan bir matara, yeşil ,metal, Stanley marka.

“/ ”

Ağır adımlarla marina arkasına , yörük çadırlarının olduğu , denize sıfır olan yüyüş

yolunda ilerlemeye başladım .

Hafiften yağmur da inmeye başladı, ahmak ıslatanından , ince ince düşüyordu . Yol

boyunca yürüyen bir kaç çift, kayalıklarda balık tutan amatör balıkçılar. Yol boyunca

5 veya 6 cafe olmasına rağmen, bir çoğu kapalı, açık olanlarda ise ya bir ya iki masa.

Ortalıkta bir tane bile kedi yok. Hepsi bir yere saklanmış sanırım. Kemer’ de kış böyle

olur.

“/ “

Denizi , karşı sahili, tekneleri , balıkçıları , yürüyen insanları izliyorum. Zaman

zaman kaldırıp başımı gökyüzüne, yüzüme çarpan yağmur damlalarını, uçan bir kaç

martıyı , bulutları izliyorum. Mataramı çıkardım paltomun iç cebinden , yudum

yudum alıyorum viskimden. Andan aldığım haz tarifsiz.

“/ “

Bir den Aklıma şu sözler düşüyor. Bir yerde okumuştum.

“Hep romantik buluruz yağmuru, izlemesini , anlatmasını . Kimisi ,bir soba ya da

şömine başında olup, sıcak bir kahve olsun der elimde , ya da bir kadeh şarap .

Kimisi , sevgilim olsun yanım da , dizlerinde olayım , şarkımız çalsın radyoda.

Bir başkası kedim olsun yanım da birde en sevdiğim kitap. Çoğaltabiliriz bunları.

Mesela , en romantik şiirler yağmurlu havalarda yazılır değil mi , ya da bir çok

romantik çılgının ilk üçe giren hayallerindendir , yağmur altında dans etmek, hele bir

de sokak lambasının altına denk gelmek.”

“/ “

Ve devam ediyor bunu yazan üstat.

” Oysa gerçek başkadır, bir çoğumuz , yağmur başladığında hemen kaçışır, sığınacak

bir saçak altı arar, ıslanmamak için başımıza çantamızı ya da yanımızda ne varsa onu

koyarız.

Bir çoğumuzun aklına şunu söylemek ve yapmak gelmez. Gelse de üşenir , ya da ne

gerek var diyerek geçiştirir. Oysa , hadi çıkayım dışarı , yağmurun altına atıp kendimi

ıslanayım.Bedenim,ruhum , zihnim arınsın , tadını çıkarayım şu ahmak ıslatan

yağmurun , tam bir ahmak gibi hemde , gülerek hatta kahkahalar atarak , kaçmadan

yağmurdan, usul usul , içime işlesin diyemeyiz”.

” / “

Dün o yağmurun altında yürürken ve bu sözler aklıma düşer düşmez , daha da

küçülttüm adımlarımı , daha da yavaşlattım, ahmak ıslatanın tadına varmak ve bir

ahmak gibi ıslanmak için. Arada mataramı çıkarıp bir yudum alıyorum , balıkçılara

iki laf atıp sohbet ediyorum. Gerçi onlarda yağmur başlayınca ufaktan toplanmaya

başladılar ama. Bir ara martının kendini rüzgara bırakıp kanat çırpmadan

gökyüzünde asılı kalmasını izledim , sanki rüzgar ile dans ediyordu. İçimden ahhhh

uçabilsem dedim.

Ayarı kaçınca viskinin sanırım böyle oluyor. 🙂

“/ “

Arabama gelmiştim, mataram yarım olmuş hava da kararmak üzereydi. Çalıştırıp

aracımı Kuzdere’ye eve doğru hareketlendim. Odama çıkıp penceremden eşssiz

manzarayı seyrederek kalan viskimi bitirdim. Günün hazzı ve viskinin mayhoşluğu

ile nefis bir uyku çekmiştim.

“/ “

Sabah kalktığımda hava yine bıraktığım gibiydi. Bir ara dışarı çıkıp eve alışveriş

yaptık. Akşam halkoyunları provam var. Saat şu an 14:06 , tarih ise 22 Aralık 2025

Pazartesi , dışarıda sicim gibi bir ahmak ıslatan devam ediyor ve gök gürlüyor kızgın

kızgın. Yeşil ve sararmış yapraklarla dolu, ağaçlar, sisten kaybolmuş toroslar ve

sobalarını yakmış, bacaları tüten evlerin, insanın içini ısıtan manzaraları eşliğinde bu

satırları yazıyorum.

Bana eşlik ediyor jazz ve yine J.W. Black .

“/ “

Böyle güzel yağmurlarda ıslanmak dileklerimle.

“/ “

Sevgiler.

Ersoy KÖROĞLU 22.12.2025 Pazartesi

Takılıp Kalırsın……..

Takılıp kalırsın bir türküye

Döner döner dinlersin

Seni anlatır

8Anlatamadıklarını

Haykıramadıklarını

Ağlayamadıklarını

Olsun dinle sen

İçindeki sen susana kadar dinle

“/ “

Ersoy KÖROĞLU 02.04.2026 Perşembe /Antalya

Yalnız bir adamın bir günü

Şartlar ne olursa olsun erken kalkardı , işi olsun olmasın , güne erken başlamak onun için hayatı ıskalamamak , kaçırmamaktı.

Her gün aynı saat de uyanırdı, 05.15: Öyle alışmışki vücut, alarma, saate hiç ihtiyaç duymuyordu. Günün planını da yapmazdı çoğu kez, uyandığında önce kendine gelmeye çalışır, kahvaltı sonrası sorardı yüreğine , kendine, şimdi ne yapalım diyerek.

Severek yaptığı işler çoktu , hepsini aynı gün yapmak istediğinde, gün yetmiyordu bazen. Km’lerce yürüyor, denize girip geri dönüyor, gün neredeyse akşama dönerdi bunları yaptığında. Kitap okuyor deliler gibi, bir an önce sonuna varmak için zaman zaman başından kalkmıyordu. Keyifli hobileride vardı, dans , tiyatro , ney üflemek, bunlarında yanında yazmaktan büyük haz alıyordu. Bu bazen şiir oluyor, bazen hikaye , zaman zaman da karalamalar, anılar , günlükler. Bir başka tutkusu ise sinema.  Bu tutku  öyle delicesine ki günde 4 hatta 5 film izlediği bile oluyordu.

Ve tüm bunların hepsini tek başına yapıyordu yalnız adam. Bunları yaparken de en çok içsel kavgalar, savaşlar veriyordu kendi ile. Uzun yürüyüşleri sırasında kendisini etkileyen bir yer ile karşılaştığında hemen mola verir, çantasından eksik etmediği viskisini doldurur purosunu yakardı ve şunu sorardı kendine.

Bu kaçınca, bu kaçıncı, sayamadım.? Büyüleyici bir masal kitabı sayfasından çıkmış, tarifsiz bir resime bakar gibi baktığım bu kaçıncı manzara ve kaçıncı viski içişim yalnız bir başıma?

Bu sabahta bunun gibi bir duygu girdabına düşeceğini bilmeden , kahvaltı sonrasında yüreğinin sesini dinledi , sırt çantasını alarak omzuna, o sevdiği dağlara doğru vurdu kendini, hava kapalı ve yağış beklendiğinden, denizi tercih etmemişti yürek. Oysa deniz onun en büyük tutkusu.

Çantasında her zaman ki gibi bir kaç atıştırmalık, su, viski, puro gibi ihtiyaçları vardı. Bugün ekstra olarak tütsüsünü de almıştı yanına. Büyük bir keyifle adımlarını atmaya başladı. Önce gökyüzünü etraflıca bir izledi, karşıda tahtalı duman altında kalmış, karlı tepesi görünmez olmuştu. Daha üzerinden ise köpürmüş gelen yağmur bulutları kendini gösteriyordu. Telefonun çıkardı hava durumuna baktı, yağmur kesindi bu fırsat kaçmaz dedi ve düştü yola.

Yol boyunca bir kaç kez çaldı telefonu , ordan burdan eski çalıştığı iş sektörü ile ilgili gereksiz sorular , gereksiz laf sözlerdi hepsi . Gerçi bu aralar kafası iş konusunda karışıktı, iş hayatına geri dönüş konusunu düşünüyordu, sonra bir bakıyordu dünyaya, yine savaş , ortalık yine bok duman , faşizim yine ayakta. Sektörde değişen hiç bir şey yoktu aksine kötüye gidiş devam ediyordu. Dayan diyordu kendi kendine, dayan dayanabildiğin kadar, elindekilerle direnmeye yetinmeye çalış. Bu amansız çarka, bu Allahsız çarka bir dişli olma diyordu kendine, o zaman vazgeçiyordu. Akışına bırakıyordu her şeyi.

Keyifli başlayan yolculuk bu tatsız bir kaç telefon sonrası tadını kaçırsada toparladı hemen kendini.

Dudağına düşen eski türküler, aklında, yüreğinde yalnızlığın örsü, özledikleri ve arkada kalanlar.

Mahalleyi , etrafı seyrederek devam ediyordu yürüyüşüne , sağ tarafta bir evin avlusundan önce motor sonra da onun peşinden bir köper fırladı. Motor ne kadar hızlanırsa köpekte o kadar hızlanıyor ve havlamasını o kadar hızlandırıyordu. Ansızın, Süratle yanından geçince motorlu ve köpek, yüreği ağzına geldi, irkildi önce, sonra hallerini görünce gülmeye başladı, bırakmıyordu motorlunun peşini dostu köpek, umutla , coşkuyla gidiyordu peşinden, yalnız değildi ikiside.

Hayıflandı yalnızlığına, acı bir gülüş düştü yüzüne, önüne baktı , motorda, köpekte uzaklaşıp kaybolmuştu. Bir o vardı, birde siktiğimin yalnızlığı. Söve söve devam etti yoluna. Uzun bir süre ne telefonu çaldı , nede enterasan bir şey gördü , ya da kendisini esir alan yalnızlığı düşünmemek , onunla yüzleşmemek, konuşmamak için kendi kendine, sadece önüne bakıyor , arada yağar mı diye gökyüzüne kaldırıyordu başını. Kendinden kaçıyordu sanki.

Böyle sessizce bitmişti yürüyüş, varış noktasına gelmişti. Geri dönüşe geçmeden  dinlenecek, akan suyu ve dağları , yeşile bezenmiş ormanı izleyecek , hem de viskisini ve purosunu içecekti. Kuytu bir yer bulup çöktü. Tütsüyü yakmak istedi ilk önce , rüzgar puşt esiyordu 5 kibritine mal olsada yaktı sonunda , 4 kibritte puroyu yakarken zayi oldu, hem güldü hem sövdü, nihayetinde keyif yapıyordu olacaktı ceremesi ,aslında kibritlere değil kendine kızıyordu ya neyse rüzgar dedi uzatmadı. Viskisini de koydu kadehine bir yudum aldı.

Her yer lal olmuş, çıt ses çıkmıyordu, keyifle sessizliği dinliyordu , kulağına çarpan tek ses akan suyun şırıltısı ve öten kuşların çeşit çeşit melodileriydi. Çok uzakları dinledi çıt yoktu, sessizlik vardı dört bir yanda. Yalnızdı, doğa da bir başına.  İkinci kadehini doldurdu keyifle, puroda bir türlü yanmıyor yarı olmasına rağmen hiç bir tat alamıyordu. Tekrar yakmak istedi purosunu olmadı aynı sorun devam ediyordu. Bu sefer daha edebi ve okkalı bir küfür savurup yere vurdu puroyu ,ezdi söndürdü. Viskisini yudumladı. Tütsü henüz yarım olmuştu, yağmur hızlanıyordu. Toparlandı çantasını vurdu sırtına , tütsüyü eline aldı. Geri dönmeliyidi, havanın şakası yoktu, gökyüzü simsiyah olmuş yağmur hızlanmaya başlamıştı.

Bulunduğu yerden yukarı doğru çıktı. Dönüş yoluna geçmek için adımlarını hızlandırdı. Üstündeki hırkanın kapşonunu başına attı. Nerden baksan bir saat yolu vardı, bu yağmur altında çok güzel ıslanmak demekti. Severdi yağmurda yürümeyi , romantik bulurdu kendini, olduğu kadar tabii. Bir süre yol aldı ormanın içinde, gelen giden arabalar hızla yol alıyor , sanki ıslanıyorlarmış ,kaçar gibiydiler yağmurdan. Kendi haline bakınca hem güldü hem garipsedi , neyse bir ağaç kavuğu bulup, altında bir kadeh daha içeyim, diye geçirdi içinden, sağına soluna bakarak, uygun güzel bir agaç altı aramaya başladı. Çok güzel bir ağaç altı buldu ,sığındı. Çantasını bir dala astı, tütsüyü toprağa tutturdu. yürüyüş sopasını sapladı, çantayı açıp kadehini doldurdu.

Yine söylendi bu kaçıncı , bu kaçıncı yalnız içtiğim kadeh, doğanın koynunda kaçıncı haykırışım bu , yalnız bir başıma. Bu kaçıncı isyanım, kaçıncı öfkem bu kimsenin işitmediği bilmediği . Oysa her dışardan bakan insanın ne kadar kalabalık dediği benim kaçıncı yalnızlığım bu kaçıncı. Yudumladı kadehini öfkeyle sırtlandı çantasını. Hiç bir şeyi duymadan ve görmeden bir saat daha yürüdü o yağmurun altında. İliklerine kadar işlemişti yağmur, hiç bir şey hissetmiyor, duymuyor, görmüyor, düşünmüyordu.

Eve girer girmez üzerindekileri çıkarıp sıcak bir duşa girdi , ıslak çamaşırlarını yıkamaya bıraktı. Odasına geçip içinde biriken yalnızlığını , öfkesini ve çaresizliğini satırlara dökmeye başladı. Durmadan sormaya devam ediyordu bu kaçıncı , bu kaçıncı. Nereye kadar kaçacaktı , yarın neler olacaktı bilmiyordu. Yalnızlık iyiden iyiye boğuyordu, Satırlarına ara verip, bir kadeh viski koydu kadehine. Odasının camına yanaştı , dışarıda yağan sicim gibi yağmuru seyre daldı. İçine içine yağıyordu sanki, Islanmıyordu ama sırılsıklamdı. Tahtalının başına yağmur bulutları çökmüş, göz göz görmüyordu. Hızlanan yağmurun sesi, radyosunda açtığı müziğe eşlik ediyordu. Uzaklara dalarak kadehini yudumladı. Afilli sözlere gerek yoktu yalnızlığını anlatması için , Yaşar Kemal’in 17 yaşında yazdığı şiirini okudu içinden.

YALNIZLIK

Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin.
Su olsan kimse içmez, Yol olsan kimse geçmez,
Elin adamı ne anlar senden?
Çıkarsın bir dağ başına,
Bir ağaç bulursun, Tellersin pullarsın, Gelin eylersin.
Bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün,
bir de bulutları görürsün.
Köpürmüş gelen bulutları.
Başka ne gelir elden?
Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde
Şu dünyanın ıssızlığı.
Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı!
Yaşar KEMAL......


Ersoy KÖROĞLU
24 MART 2026 SALI


Hayat mevsimler gibidir

Hayat mevsimler gibidir.

Kar yağar bazen,

Soğuk, zemheri, yokluk

“/ ”

Bahara döndüğüde olur,

Çiçekler açar,

Yeşile çalar ömrümüz,

Umut, sevda, bolluk.

“/ “

Büyük şair anlatmış,

İki satırda.

Yaprak döker bir yanımız,

Bir yanımız bahar bahçe.

“/ ”

Ersoy KÖROĞLU 13.03.2026 CUMA 15:16

SORMA KİMSELERDEN

Sağa sola beni soruyor,

Merak ediyormuşssun.

Sorma kimselere,

Merakta etme.

“/ ”

İyiyim ben,

Hem de çok iyi.

Kaygılarımdan ve senden uzakta,

Denizin koynundayım ben.

Keyfimde güzel kafamda,

İyiyim ben .

Sorma kimselere,

Merakta etme.

“/ ”

Ersoy KÖROĞLU 11.03.2026

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑